Halk'a Hizmet Hakk'a Hizmettir
ismail.karayel@tbmm.gov.tr

“İnsanların en hayırlısı İnsanlara en faydalı olandır” anlayışıyla kapımız daima herkese açık olacaktır

MTTB'ye Gönül Vermiş İki Cumhurbaşkanı Meclis Başkanı Başbakan ve İsmail Emrah Karayel Birlikte

Meclis Başkanı Sayın İsmail Kahraman ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel

Teşekkürler Kayseri Teşekkürler Türkiye İlk Günkü Aşkla Durmak Yok Hizmete Devam

Memlekete hizmet etmek kolay olmuyor başlıklı Röportaj
 
Memlekete-hizmet-etmek-kolay-olmuyor-baslikli-Roportaj
Genç Bürokrat Dergisi’ne, AK Parti Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in " Memlekete hizmet etmek kolay olmuyor " başlıklı 13 Temmuz 2016 tarihli Röportajı;

-Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1978 yılında doğdum. İstanbul İmam Hatip Lisesi’ni bitirdim. Üniversite eğitimimi Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. Amerika’da Ceza Hukuku’yla ilgili İngiltere’de Uluslararası Ticaret Hukuku üzerine yüksek lisans yaptım. Kocaeli Üniversitesi’nde hala doktoram devam ediyor. 

Birlik Vakfı Gençlik Kulübü Genç Birliğin Genel Başkanlığı’nı yaptım. Şu anda Milli Türk Talebe Birliği Genel Başkanı’yım. Tomarzalılar Vakfı’nda yöneticilik yaptım ve Türkiye Gençlik Vakfı Yüksek İstişare Kurulu Üyesiyim. Bir yandan akademik hayatla ilgilenirken diğer bir yandan ise sivil toplum kuruluşlarıyla ilgileniyorum. Şimdi 26’ncı Dönem Milletvekili olarak bu şerefli göreve hizmet ediyorum. 

-Oldukça aktif bir hayatınız var. Boş vaktiniz olmuyor diyebilir miyiz? 

Evet, boş zamanım olmuyor diyebiliriz. Siyaset her zaman aktif olmayı gerektiriyor. Meclis çalışmalarımız oldukça yoğun geçiyor. Meclisin çalışmadığı zamanlarda da memleketimizin ihtiyaçlarıyla ilgili çalışmalara devam ediyoruz. Aynı zamanda yurt dışı görevlerim de var. AB Uyum Komisyonu ve Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesiyim. Bundan dolayı da yurt dışına gidiş gelişlerimiz oluyor. Dolayısıyla dediğiniz gibi gayet yoğun bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. 

-2 dönemdir başkanlığını yaptığınız MTTB’den biraz bahseder misiniz? Hem bu kuruluşu hem de sizden sonra neler değiştiğini anlatır mısınız?

Milli Türk Talebe Birliği, 1916 yılında kuruldu. Dolayısıyla bu yıl itibariyle 100’ncü yılını kutluyoruz. Seviniyoruz ki Türkiye’de yüzüncü yılını kutlayabilen sivil toplum kuruluşlarımız var. Fakat bir yandan da sayıları çok fazla olmadığı için üzülüyoruz. Bu süreç içerisinde Milli Türk Talebe Birliği, Cumhuriyet Dönemi’nde gerçekleşen bütün askeri darbelerde ilk kapatılan teşkilatlardan bir tanesi olmuş. Milli Türk Talebe Birliği, öğrenci teşkilatıdır. Mensuplarının ve yöneticilerinin tamamı öğrencilerden oluşur. Öğrenciliğiniz bittiğinde görevi devretmek zorundasınız. Dolayısıyla sürekli bir değişikliğin olduğu bir teşkilatız. Şu an itibariyle 40 ilde teşkilatımız var. Çalışmalara devam ediyoruz.

Öğrencilerin hem kişisel gelişimleri hem de maddi ve manevi gelişimleri anlamında yoğun çabalar sarf ediyoruz. Bunun yanında özellikle öncelik verdiğimiz hususlardan bir tanesi, öğrenci arkadaşlarımızın arkadaş çevresini genişletmek. İnternet ortamında birçok arkadaşınız var ama birebir oturup yüz yüze sohbet ettiğiniz, bir şeyler paylaştığınız insan sayısı sınırlı. Bizim buradaki arkadaşlarımızın, Türkiye’nin 40 farklı ilden arkadaşları var. Dolayısıyla ciddi bir çevreye ve bu sayede yeni bakış açılarına sahip oluyorlar. Birbirlerini bu dönemde tanıyan öğrencilerin; ileride daha rahat hareket etmeleri, ilişkilerini devam ettirmeleri, bu anlamda vatana millete faydalı olmaları için çalışmalar yapıyoruz. Milli Türk Talebe Birliği en son 1980’de kapatılmıştı.

Yeni dönem çalışmaları 2006 yılında başladı. 2008’de resmi kuruluşun gerçekleşmesiyle devam etti. 2008’de yeni dönemin Kurucu Genel Başkanı Taha Enes Şener’dir. 58 ve 59’ncu dönemde Genel Başkanlık yaptı. Daha sonrasında görevi Genel Kurul’da bana devretti. 60 ve 61’nci dönemdeyiz. İnşallah biz de bizden sonraki arkadaşlara devredeceğiz. 1967-1968’den sonra çizginin sağı olarak tabir edebileceğimiz, bizim camiamız içerisinde bir İlim Yayma Cemiyeti bir de Milli Türk Talebe Birliği var. Bütün çalışmalar bunlar üzerinden yapılıyor. Öğrenci hareketlerinin tamamı, Milli Türk Talebe Birliği üzerinden organize ediliyor. Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanlarımız, Ak Parti Kabinesi’ndeki birçok Bakanımız, Milletvekilimiz Milli Türk Talebe Birliği ocağından yetişmiştir. Onlar eskimez MTTB’liler… Nice 100 yıllara, 200 yıllara, 300 yıllara inşallah. 

“Darbe sırasında ilk kapatılan teşkilat MTTB olmuş.”

-MTTB’nin kapatıldığını söylediniz. Peki, neden kapatıldı, gerekçe ne gösterildi?

1967-1968 dönemi önemli yıllar. Milli Türk Talebe Birliği’nin milliyetçi, muhafazakâr fikirli insanlara geçtiği dönemdir. O dönemlere baktığınız zaman MTTB’lilerin ifade ettiklerine göre birkaç askeri darbeyi engellemişler. Son derece etkin ve aktiflermiş. Biliyorsunuz darbelerin siyasi, askeri ve toplumsal ayağı var. O dönemlerde, 1980 darbesi de dâhil toplumsal ayağı üniversite öğrencileri oluşturuyor.  Eğer orada yeterli yapılanmayı, desteği ve organizasyonu bulamazsanız darbe yapamıyorsunuz. Yapmaya çalışsanız da akamete uğruyor. Birçok dönemde, organizasyonu ve gücü sayesinde yapılmaya çalışılan operasyonları, darbeleri, engelleyen bir teşkilattan bahsediyoruz. Engelleyemediği dönemlerde de en büyük tehlike olarak; ‘yeniden organize olunmasın, öğrenciler toplumun militarist anlayışına karşı çıkmasın’ diye yangında ilk kurtarılacak eşyalar gibi darbe sırasında ilk kapatılan teşkilat da MTTB olmuş. 

-Peki Kayseri’den bahsedecek olursak, Kayseri hayatınızda nerede? Kayseri için neler yapıyorsunuz? 

Ben Kayseriliyim. Annem Develili, babam Tomarzalı. Biz Kayseri’yi çok önemsiyoruz. İstanbul, Türkiye’nin merkezidir ama Kayseri, Türkiye’deki çalışmaların hemen hepsinde öncü olmuştur. MTTB’nin büyük üstadı Necip Fazıl Kısakürek için de büyük önemi vardır. Kayseri için üstat, şöyle der: “Benim has ordum Kayserililerden oluşur.” Kayseri, Türkiye’nin fikri hayatında da önemli bir yer almış şehirlerden bir tanesidir. Siyaset nasip meselesidir. Siyasetle ilgili böyle bir takdir parti büyüklerimiz tarafından uygun görülmüş. Memleketimiz olduğu için de memnuniyetle karşılıyoruz. Milletvekili olarak, memleketine hizmet etme fırsatı herkese verilmiyor. Biz de bu vazifeyle birlikte hem yurt içi hem de yurt dışı bütün yoğun görevlerimize rağmen Kayseri’mize gidip orada hemşerilerimizle kucaklaşma fırsatını kaçırmıyoruz.

Bizden önceki milletvekillerimize, yöneticilerimize ve bakanlarımıza teşekkür ediyorum. Onlar birçok açığı kapatmış, birçok hizmette bulunmuş. Biz de onların dışında ve zamana göre yeni ortaya çıkan hizmetlerin yapılması ve ihtiyaçların giderilmesi için çalışıyoruz. Daha önce köyümüze gittiğimizde evlerin içinde tuvalet olmadığını, alt yapının olmadığını, insanların çamur olan sokaklarda dolaştıklarını üzülerek görüyorduk. Ak Parti’den sonra artık o çamurlar kalmadı. Köylere alt yapı geldi, evlerin içerisinde su tesisatı var, köylerin sokaklarında parkeler ve kaldırımlar var.

Temel ihtiyaçların büyük bir çoğunluğu karşılandı ve biz de kendi seçimimizle ilgili çalışma yaparken gördük ki artık köylerde insanlar, çocuk oyun parkı, halı saha talep eder hale gelmiş. Bu da bizi sevindiriyor. İnşallah o taleplerin de hepsini yerine getirerek ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartacağız. Biz köylerimizin seviyesini ne kadar yükseltirsek Türkiye’nin medeniyet seviyesi o kadar iyi olur. İnşallah bizden sonrakilerde bir tık yukarı taşıyacak. Böylece medeniyetimiz, ülkemiz ve milletimiz hak ettiği seviyeye gelecektir. 

-Avukatlık yaptığınız dönemlerde yurtdışında batık davaları takip ettiğiniz doğru mu?

Evet doğru. Yüksek lisansımı bitirip Türkiye’ye döndüğümde 5 yıla yakın bir süre, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda Yurt Dışı davalar Bölümü’nde çalıştım. Uzanların, Demirellerin ve aklınıza gelen bütün batık banka patronlarının, yurt dışına kaçırdığı paraların tahsil edilmesiyle ve onla ilgili davaların takip edilmesi ile ilgili bir bölümdü. Burada takip edilen davalar 16 milyar dolarlık, dünyanın en büyük tahkim davasıydı ve hala da öyle. Ürdün asıllı Hollanda vatandaşının açtığı bir davaydı. Burada Telsim’in hisselerinin kendisinin olduğu söyleyerek tazminat istiyordu. Tabi Türkiye’ye karşı arkasında Cem Uzan vardı. O dava dünyada da örnek olan davalardan bir tanesi. Uzan’a karşı Kazakistan’da ve dünyanın birçok yerinde birçok dava takip ettik. Benim için de çok büyük tecrübe oldu. O zamanlar TMSF’de çok ciddi çalışmalar yürütüldü.

Dünyanın dört bir tarafında; İsviçre’den tutun Kazakistan’a kadar Avrupa’nın birçok ülkesinde, Fransa’yı, İngiltere’yi, Polonya’yı da içine alan hukuki süreçler takip edildi. Güney Amerika’da bile takip yaptık. TMSF, o zaman Türkiye’nin en önemli kurumuydu. Ekonomik kriz neticesinde yurt dışına çıkan paraların direkt ve dolaylı olarak baktığınız zaman yüz milyarlarca dolar zararı var. Bunun azaltılması için yapılan en önemli işlemlerden bir tanesi de paraların bulunup getirilmesi ve Türkiye’de ki malların satılmasıydı. Tabi bunu kurallar çerçevesinde yaptık. Uzanlar ve diğer banka patronları, buna karşı her türlü uluslararası hukuk makamına başvurdu ama neticede hukuka aykırı bir şey yapılmadığı için ve süreci düzgün takip ettiğimiz için sorun olmadı.

Memlekete çok da iyi hizmet etme fırsatımız oldu ama altını çizmem gereken bir şey var. TMSF, bu işleri yaptığı süreçlerin tamamında banka patronlarının hepsine kapıyı açık bıraktı ve dedi ki: “Gelin borcunuzu ödeyin ve devletinizle helalleşin.” Fakat buna rağmen maalesef hiçbir batık banka patronu, gelip borcunu ödemeye yanaşmadı. Bunların hepsini hukuki süreçler sonucunda yapmak durumunda kaldı. Biz de o çerçeve de hizmet etme fırsatı bulduk ve bu fırsat neticesinde de önemli tecrübeler edinmiş olduk. 

-Baktığımız zaman yaptığınız işler gerçekten çok zor. Buradaki süreçte öyle, MTTB’deki süreç de öyle. Zoru seven bir yapınız mı var?

Zordan kaçmıyoruz ama biliyorsunuz ki Türkiye’de maalesef hiçbir şey kolay olmuyor. Siz iyi şeyler yapmak isteseniz de ne yazık ki karşınıza sizi yanlış anlamaya, daha doğrusu olumlu adımları olumsuz göstermeye çalışan bir topluluk var. İstanbul’a yapılan 3’ncü köprü örneği ortada. Gezi Parkı’nda ileri sürülen şartlardan bir tanesi de 3’ncü köprünün yapılamamasıydı. Dolayısıyla memlekete, millete hizmet etmek bu ülkede hiçbir zaman kolay olmuyor. 

“Almanya Türkiye’den faydalanmaya çalışıyor.”

-Geçtiğimiz haftalarda Avrupa Birliği’ndeydiniz. Fethullah Gülen ile ilgili suç duyurusunda bulundunuz. Bu konudan biraz söz eder misiniz? 

Evet. Partimizin kongresinden hemen sonra Ak Parti Dış İlişkiler Başkanlığı’nın görevlendirmesiyle ABD’ye gittik. Orada Washington DC’de Kongre Üyeleriyle ve Senatörlerle görüşmelerde bulunduk. Bu görüşmeler kapsamında PKK-PYD-YPG ilişkisi, Suriye İç Savaşı, Türkiye’deki terörle mücadele ve aynı zamanda bu terörle mücadelenin içinde paralel yapıyla mücadeleyi anlattık. Amerika’ya bunun anlatılması oldukça önemiydi. Çünkü Türkiye’den sonra, paralel yapının dünyada en güçlü olduğu yerlerden birisi. Paralel yapının, Amerika’daki charter okullarla, oradaki kendi dernekleriyle birlikte ciddi bir yapılanması var. Hem charter okullarıyla devletin onlara verdiği maddi imkanları kendi şirketleri vasıtasıyla paralel yapıya aktararak ciddi bir gelir elde ediyorlar hem de senatörlerin veya kongre üyelerinin seçimleri zamanında onlara verdikleri maddi desteklerle ve oy potansiyelleriyle bunu da kullanarak Amerikan siyasi hayatında siyasiler üzerinde bir etki oluşturuyorlar. Kongrede ciddi bir lobi çalışması yapıyorlar. Bu durum sadece kendilerini iyi olarak göstermekle kalmıyor.

Ben bunu vatana ihanet olarak da ifade etmek istiyorum. ‘Türkiye’de yapılan her şeyin insan haklarına aykırı gibi gösterilmesi, Türkiye’yi kötülemek ve Türkiye’de demokrasi yok; diktatörlük hâkim’ imajı çizmek bu ülkeye ihanettir; bu yanlış bilgilendirmenin, yanlış algının düzeltilmesi için yoğun görüşmelerde bulunduk. Bu görüşmelerin içerisinde Ermeni Meselesi’yle ilgili konuları da dile getirdik. Almanya maalesef Ermeni Kanunu’nu kabul etti, bu Türkiye aleyhine argüman olarak sürekli kullanılıyor. Bunları görüşme fırsatımız oldu. Bu görüşmeler; tam resmi görüşmeler olmadığı için sohbet havasında, karşılıklı fikirlerin paylaşıldığı, kayıtların tutulmadığı, fikirlerin daha rahat aktarıldığı ortamlarda gerçekleşiyor. Onların yanlış bilgilerini düzeltme imkânınız daha fazla oluyor. 

Bir sonraki yurtdışı görevimiz Berlin’deydi. Almanya’nın Ermenilerle ilgili kabul ettiği sözde soykırımın kabulü ile ilgili orada Alman Milletvekilleriyle görüşme fırsatımız oldu. Onlara bunu neden yaptıklarını sorduk. Bunun ne kadar mantıksız olduğunu anlattık. Alman Milletvekilleri tarafından ortaya konan ciddi bir gerekçe yok. Ermeni Soykırımı ile ilgili bir şey var diyorlar. “Ermenilere soykırım yapılmıştır.” ifadelerinde bulunuyorlar. “Bunun yapıldığını nereden biliyorsunuz?” diye sorduğunuz zaman “Biz öyle düşünüyoruz.” diyorlar. “Biz de yapılmadığını düşünüyoruz. Bunun kararı sizin, bizim düşüncelerimizle değil; tarihçilerin araştırmalarıyla karar verilsin. Biz arşivlerimizi açtık. Ermenistan, Rusya ve varsa Fransa da arşivlerini açsın. Kamuoyunun da kabul ettiği bir tarih heyeti tarafından veya diğer bilim adamlarının da katılacağı bir heyet tarafından bu araştırmalar yapılsın. Neticede karar ne karar çıkarsa bununla ilgili kimsenin söyleyebileceği kalmasın.” diyoruz. Bu duruma maalesef yaklaşmıyorlar.

Belki Almanya’nın bilinçaltında ‘Avrupa’da tek soykırım yapan ülke olmamak’ mantığı da yatıyor olabilir. Çünkü belki Avrupa içerisinde bunu en son kabul etmesi gereken devlet Almanya. Osmanlı’nın son dönemi dâhil 200 senedir belki en yakın müttefikimiz olarak bulunmuş 1’nci Dünya Savaşı’nda beraber savaştığımız bir ülke. Tabi bugünden o zamana baktığınızda birçok şeyi daha net görüyorsunuz. Almanlar tarafından devşirilmiş kişiler; Osmanlı’nın birçok komployla savaşa sokulduğunu, Almanların o savaşta tek başına kalmamak ve kendisine karşı olan gücü bölmek niyetiyle Osmanlı’yı savaşa soktuğunu şimdi daha net görüyoruz. Yine aynı bilinçaltı, aynı faydalanma arzusu Almanya tarafından bence devam ediyor. Bundan sonra Almanya gerçekten müttefikimiz mi çok ciddi şekilde sorgulamamız gerekir diye düşüyorum. Bunu sadece ben de söylemiyorum. Baktığımız zaman tarihçilerin de söylediği şeylerden biri. Tabi siyasiler bunları böyle durumlarda söylüyorlar ama ben bunun biraz da gerçek olduğunu düşünüyorum. 

“Recep Tayyip Erdoğan, diktatör olarak yansıtılıyor.”

-“Recep Tayyip Erdoğan en yanlış anlaşılan liderdir.” diye bir açıklamanız vardı. Gerçekten yanlış anlaşıldığını mı düşünüyorsunuz? 

Amerika’daki ziyaretlerimiz sırasında, paralel yapının lobi çalışmaları neticesinde basının kasıtlı olarak Sayın Cumhurbaşkanı’mızı diktatör gibi gösterme çabasını gördük. Aynı zamanda bazı kişiler tarafından da öyle bir çaba vardı. Herhalde bu amaç yerine ulaşmış çünkü böyle bir yaklaşım gördük.  Bunun karşısında biz Sessiz Devrim kitabının İngilizcesini götürüp onlara hediye ettik. Ak Parti iktidarı döneminde yapılan insan hakları alanında ve diğer bütün alanlarda gerçekleştirilen devrimleri ve yıkılan tabuları anlattık. İnsan haklarından azınlıklara verilen haklara, Kürtçe konuşmadan azınlık vakıflarının el konulan mallarının iadesine kadar her şeyi anlattık. Bunlar tabi bilinenler. Bunların dışındaki bütün hakların hepsinin tek tek yerine getirildiğini anlattık.

Bu kapsamda bütün bunları yapan bir siyasi iktidarın başındaki kişi olan Cumhurbaşkanı’mız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın bütün bunlara rağmen diktatör olarak algılatılmaya çalışılmasının ne kadar büyük haksızlık olduğunu ifade ettik. Gerçekten belki de şu an dünyada en yanlış anlaşılan liderdir. Bütün demokrasiye yaptığı katkılara, insan haklarına yaptığı katkılara rağmen, Türkiye’nin ilerlemesinde çok büyük etkisi olmasına rağmen bazı güç odaklarının hoşuna gitmediği için diktatör olarak yansıtılmaktadır. Ama bence tutmayacaktır.

Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz. Recep Tayyip Erdoğan, bu dönemin dünyada en yanlış anlaşılan lideridir. Biz aksine Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklenmesi gerektiğini yurt dışında söylüyoruz. Orta Doğu’da demokrasi isteniyorsa, -ki emperyalist devletler tarafından OrtaDoğu’da demokrasi isteniyor mu gerçekten bu çok ciddi şekilde sorgulanmalı- demokrasiyi en yüksek seviyeye çıkarma çabasında olan ülkenin Türkiye olduğunun ve onun liderinin de Recep Tayyip Erdoğan olduğunun dolayısıyla eleştirmek yerine Batı tarafından desteklenmesi gerektiğini her fırsatta yabancılara dile getiriyoruz

-Bu keyifli söyleşi için teşekkürler. Bizim sormadığımız, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? 

Öncelikle size, daha sonra da dergimizi okuyacak olan tüm okurlara çok teşekkür ediyorum. Herkese selam olsun. 

 

İlgili Resimler